11 Şubat 2017 Cumartesi

Katiyen Boş Değil

Aslında yazcak bir şeyim yok. Sadece bir kere yazmayı bırakırsam devamı gelir diye bir şeyler anlatıyormuş gibi yapacağım.
Olmaktan korktuğum yerdeyim. Uçaktayım.
Ay evet ben de uçakta telefonla oynamaya devam edip yanımdakilerin 'bu kız yüzünden uçak düşecek' bakışlarını sevmiyorum ama ufaktan ilham gelmişken boşa gitmesin dedim. Malum aşırııı yoğun hayatım pazartesi itibariyle başlayacak ve buraya zaman ayıramamaktan korkuyorum. Evet ya ciddiyim. Dalga geçmiyorum. Gerçekten yoğun. Yani aslında boş ama dolu. Nasıl yani? Şimdi benim okulum bu yıl sabah. Tüm günler 12.40 dedin mi boşsun. Ama ben durur muyum? Rahat batıyor gibi gittim İngilizce kursuna yazıldım. Benim okulum Avrupa'da ve bilin bakalım bu kız kursa nereye gidiyor. Kadıköy. :) Yani bu duruma ufak bi açıklama getirmek gerekirse; Kadıköy'ü çok seviyorum. Yeterli bi sebeb. Ama bu konuyu biraz açmak gerekirse. Kadıköy'ü seviyorum çünkü; büyüdüğüm yerlere çok benziyor. Evet yerLERe. Ailemin mesleği dolayısıyla her 4-5 yılda bir şehir, ortam hatta hayat değiştirerek yaşadık hep. Bence bu durum hem iyi hem kötü. İyi yani; Türkiye'nin 4 bi yanını gezdik. Ve her yerde dostlar biriktirdim. Kötü yanı ise bu dostlara, tam alıştım dediğim mahalleme her zaman veda ettim. Dramatikleştirip burda duygu seli yaşatmayacağım. Ama olan bu. Olanı anlatıyorum. Bu durumu yaşayanlar "doğru dedin" diye beni onaylıyor, duyabiliyorum. Her neyse ne diyordum. Hah veda. Evet. Aslında 2-3 gündür ki İstanbul'a gidicem krizim bu yüzden sanırım. Evet yeni ortamlara karşı bağışıklığım var ve zaten 2. yılım hani bi yalnızlık sorunum yok ama aileden uzak olma sorunum var. Ben biraz ana kuzusuyum sanırım kabul ediyorum ama bilmiyorum ya. Neden bi insan evinden uzak kalmak zorunda bırakılır ki? Yani İstanbul'u isteyerek, rüyalarımda bile İstanbul'u kazandığımı, kazanamadığımda ağladığımı görerek yazdım. Bir insanın yapmak istediği her şey var İstanbul'da. Ben buna inanıyorum. Yani evet maddi unsur vs. gibi unsurlar kısıtlayıcı olabilir ama en azından o fırsatı sunuyor İstanbul sana. Ne biliyim internette, instagramda falan hepimiz görüyoruz İstanbul'da yenecek yemekler vs. akşam bakıyorsun. Sabah kalkıp gidiyorsun. Güzel bir şey bence bu. (Yalnız belli bi plan olmayınca efsane konu dağıtıyormuşum onu fark ettim. Yani ne ara yemeğe bağladım bilmiyorum. Bunu sık sık yaparım bu arada uyarayım.) İşte ne diyodum ya. Hah İstanbul güzel şehir azizim. Ama aileyi geride bırakmak çok garip ve yıllar geçsede alışamayacağım bir his.
Hem dolu hem boş olmaktan bahsediyordum. Hah. İşte okul ve her gün akşam 7-10 arası kurs derken o aradaki zamanı da İstanbul'u yaşamak olarak nitelendiriyoruz. Her gün farklı bir cafe, farklı bir bank, farklı bir manzara mantığındayız anlayacağınız. Ve bu olaylar olurken daha önce de bahsettiğim makyaj blogunda olduğu gibi bu blogdan da kopmak istemiyorum. Burası girip içimden geçenleri dilediğim gibi yazıp, yazdıkça yazasımın geldiği bi mecra. :D
Bu arada hayatımda önemli bir gelişme olarak; kitap okumaya başlamaya karar verdim. Evet insanlık için küçük bir adım farkındayım ama venim için olimpiyat birinciliği hani öyle anlatayım size. O kadar okumuyorum. :D Sosyal medyada falan bile uzun yazı görünce arkadaşlarıma "kankim bu çok uzun okuyup bana özetlesene" diyen bir insandan bahsediyoruz arkadaşlar tabi ki abartıcam. Ve başlayabileceğim en iyi kitaptan başladığımı düşünüyorum. George R. R. Marten(dı sanırım) Taht Oyunları. Kitap 800 küsür sayfa. Ve bi kamu oyu yoklaması yapmaya karar verdim. Sizce ben bu kitabı kaç haftada bitiririm? Ay? Yıl? Yok yok ya da . Neyse. Cevaplarınızı bekliyorum. Kendinize iyi bakın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder